Namaz Vakitleri
Görüntülenen Şehir:   Loading
Puan Durumu Loading
Gazeteler
  • Akşam Gazetesi
  • Bir Gün Gazetesi
  • Bugün Gazetesi
  • Cumhuriyet Gazetesi
  • Dünya Gazetesi
  • Fanatik Gazetesi
  • Fotomaç Gazetesi
  • Güneş Gazetesi
  • Haber Türk Gazetesi
  • Hürriyet Gazetesi
  • Millî Gazete
  • Milliyet Gazetesi
  • Posta Gazetesi
  • Radikal Gazetesi
  • Sabah Gazetesi
  • Sözcü Gazetesi
  • Star Gazetesi
  • Takvim Gazetesi
  • Taraf Gazetesi
  • Türkiye Gazetesi
  • Vatan Gazetesi
  • Yeni Akit Gazetesi
  • Yeni Asta Gazetesi
  • Yeni Şafak Gazetesi
  • Zaman Gazetesi

Tarım Alanlarının Korunması

Bu haber 235 kere okunmuş. 13/04/2021

Değerli dostlar, bir yılı aşkın süredir Covid19 pandemisiyle yaşanan dünyamızda, pek  çok temel varsayım da değişti. Küresel salgında, tedavi yöntemleri geliştirmenin ve can kayıplarını önlemenin zaman aldığını gördük. Halk sağlığı alanında eksiklerimiz olduğunu fark ettik. Virüs, bizlere pek çok dersler verdi, hala da vermeye devam ediyor. Zira sadece aşı, ilaç, tedavi gibi sorunlar çıkartmadı karşımıza. Sürecin çok farklı boyutlarının olduğunu ve zamanla bazılarının geleceğimizi etkileyeceğini de algıladık. Pandemi sürecinde, sağlık kadar önemli olan diğer bir hususun, gıda ve tarımsal üretim yeterliliği olduğunu gördük. İnsan türü, halen dünyamızda hakim olan üretim sisteminin kabulleriyle, böylesi kriz dönemlerinde temel ihtiyaçlarını bile karşılamaktan aciz kaldı. Sadece gıda üretimi yetersizliği de değil, bir yandan gelirlerin azalması, diğer yandan ise gıda ürün fiyatlarının olağanüstü bir şekilde artması birlikte yaşandı. İşte bu durum, pandemi veya krizler karşısında gıda üretiminin önemini bütün dünyaya göstermiş oldu.

Ülkemizdeki duruma da, bu genel tespitin ışığında bakmak lazım. Bilindiği üzere, Türkiye’de gıda talebinin karşılanması, ağırlıklı olarak tarımsal üretime dayanıyor. Ancak bu alanda, pandeminin çok daha öncesinden başlayan bir arz yetersizliği ortaya çıkmıştı. Bunun çok çeşitli nedenleri vardı elbette. Kırsal kesimde, üretim faaliyetlerinin azalması, bireysel tercihler sonucunda oluşmuyor. Tarım politikaları, tarım arazilerinin durumu, gelirlerin yetersizliği gibi etkenler belirliyor tarımsal üretimi. Geleneksel olarak hala nüfusun önemli bir bölümünü istihdam eden, vatandaşların beslenmesi için zorunlu gıda maddelerini üreten, sanayi sektörüne girdi sağlayan, iç ve dış ticarete konu olan, ulusal gelirin önemli bir kısmını oluşturan tarımsal üretim, ne yazık ki ülkemizde son yıllarda geriliyor. Ülkeye yeterlilik çizgisinden uzaklaşıyor. Pandemi gibi olağanüstü bir dönemin içerdiği yüksek risk ise, tarımsal açıdan dışarıya bağımlı olmanın hiçbir ülke için istenen bir durum olamayacağını gösterdi. Ülkeler tıpkı koruyucu aşı temini gibi; kıtlık, doğal afet, savaş, salgın  gibi durumlar karşısında ihtiyaç duyabilecekleri gıda stoklarını da hazır durumda bulundurmak zorundalar. Bu nedenle, doğru tarım, gıda ve toprak politikaları sürdürülmesi gerektiği artık son derece açık bir gerçek.

Ülkemizde yeteri kadar tarım alanımız mevcut. Fakat tarihsel süreçte bir değişim yaşandığı da biliniyor. 1949’da toplam 152.751 km2 olan toplam tarım alanı, 1980 yılına kadar 281.820 km2’ye kadar çıkmış. Ancak daha sonra 2000 yılında 263.790 km2’ye, 2010 yılında 243.942 km2’ye ve 2015 yılında ise 239.336 km2’ye inmiş. Halen de bu azalma süreci devam ediyor. Tarım alanlarını azaltan en önemli faktör, 20.yüzyılın ortalarından sonra hızlanan köyden kente göç ve hızlı kentleşme olmuş. Kent alanlarının tarım alanları aleyhine gelişme göstermesinde, il bazında farklılıklar olmakla birlikte, özellikle yaz turizminin yoğunlaştığı coğrafyalardaki kentleşme de diğer bir önemli faktör. Yerelde, Edremit Körfezi çevresinde bu durumu ziyadesiyle görüyoruz zaten. Zeytin tarım alanlarının, giderek yazlık konuta dönüşmesi de bunun en önemli göstergesi. Ulusal planda ise bu durumun ekonomik yansımasına göz atmakta fayda var. TÜİK verilerine göre ülkemizde tarımın Gayri Safi Milli Hasıla (GSMH) içindeki payı 1980’de %26,1 iken, 1990’da %17,5’e, 2000’de %14,1’e ve 2010 yılında %9,5’e kadar düşmüş. Haliyle bunun bir diğer sonucu da, Türkiye’nin artık pek çok tarımsal ürünü dışarıdan almaya yönelmesi. Ne yazık ki, bu süreç başlayınca, bir yandan gıdada dışa bağımlılık artmış ve diğer yandan da üretim yapılan tarım alanları boşalmaya başlamış. Yine TÜİK verilerine göre 2000-2017 döneminde ülkemizin tarımsal ürün ithalatı 4,5 kat artmış, ihracatı ise yarıya yakın düşmüş durumda. Nitekim eskiden olduğu gibi ormandan veya meradan dönüştürülerek kazanılan yeni tarım alanlarından artık söz edilmiyor. Aksine bu alanlar şimdi maden veya konut alanı  yaratmak amacıyla dönüştürülüyor.

Toparlarsak, pandemi dönemine işte bu şekilde daralan bir tarımsal üretim sahası ve artan bir tarımsal ithalat tablosuyla girdi ülkemiz. Oysa pandemi süreci gösterdi ki, artık giderek artan sayıda ülke tarımsal ihracatı engelliyor ve iç talebi öne alıyor. Peki, üretim alanları giderek daralmakta olan Türkiye, bu eğilim karşısında ne yapacak? Elbette ilk yapılması gereken, tarımsal üretimi arttıracak çeşitli tedbirler almak, kredi ve destek politikalarıyla üretimi canlandırmak olmalı. Tarım alanlarının küçük, parçalı ve çok sayıda olmasını da dikkate almak gerekiyor elbette. Bu durumda, tarımda üretim bütünlüğünü sağlamak için “şirketleşmeyi” önerenler de var, ama konuyu kooperatifleşmeyle aşmak, özendirici politikaları bu yönde geliştirmek de çok mümkün. Bu sadece bir tercih sorunu. Hatta hem tarımsal üretimi ve hem de tüketiciye ulaştırmayı kooperatiflerle çözmek de mümkün, üstelik çok başarılı örnekleri var bunun ülkemizde. Hatta meraların tarım arazisine dönüşümünü desteklemek de mümkün ama bunu elbette hayvancılık sektörünü negatif yönde etkileyecek yöntemlerle yapmamak lazım.

Bu kadar verimli tarım alanlarına sahip olan ülkemizin, gıda güvenliğini de mutlaka sağlaması gerekiyor. Üstelik bu konuda 2005 yılında çıkartılmış bir yasamız da var. 5403 sayılı “Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu” önemli pek çok düzenleme yapmış. Ancak bu kanuna rağmen, tarım arazilerinin ve üretiminin korunamadığı da ortada. Yukarıdaki rakamlar bunu açıkça söylüyor. Peki sorun nerede? Kanunda bulunan şu ifade çok önemli: “19/7/2005 tarihinden önce onaylanmış 1/5000 veya 1/1000 ölçekli imar planları veya arsa vasfı kazanmış parseller ile bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce belirlenen onaylı köy ve/veya mezraların yerleşik alanı ve civarı ile yerleşik alanlar izinli kabul edilir”. Bu husus elbette kazanılmış bireysel hakları korumak için yasaya konulmuş ama ne yazık ki  günümüzde pek çok tarımsal alanın konuta dönüşümünü sağlayan da işte bu hüküm oluyor. Bugün, Körfez çevresinde zeytinlik olarak gördüğümüz pek çok alanın, aslında imarlı arazi olması da bu hükmün bir sonucu. Çiftçiler azalan gelirlerine alternatif olarak, zeytinliklerini satın alıp konuta dönüştürecek olan müteahhitleri bekliyorlar hala. Oysa kamu yararı bu yönde değil. Nereye kadar sürecek betonlaştırma? Bu ekonomik dengesizlik çözülemediği sürece, tarımla uğraşan vatandaşlarımızı üretime yönlendirmek de pek mümkün olmayacak. Ülkemizde verimli ve yeterli tarımsal üretimi sağlamanın, kriz dönemlerine hazırlıklı olmanın yolu, belki de yeni bir uzlaşı yaratmaktan ve bir “Tarımsal Arazileri Koruma Kanunu” çıkartmaktan geçiyor. Bir düşünün, Körfez’de mevsimsel turizme yönelik konut imali ile zeytin tarım alanları arasına bir yeşil kuşak koymadan, geleneksel tarımı kurtarmak mümkün olabilir mi? Böylesi bir “tam koruma” yapmadan, değil pandemi gibi dönemleri, artık normal dönemleri bile geçirmemiz, kamu yararı sağlamamız çok zor olacak.

KUBİLAY S. ÖZTÜRK

YorumlarBu habere hiç yorum yapılmamış     'İLK YORUMU SEN YAP'

Adınız Soyadınız:

E-Postanız:

Yorumunuz:

10 + 4 = ?