Namaz Vakitleri
Görüntülenen Şehir:   Loading
Puan Durumu Loading
Gazeteler
  • Akşam Gazetesi
  • Bir Gün Gazetesi
  • Bugün Gazetesi
  • Cumhuriyet Gazetesi
  • Dünya Gazetesi
  • Fanatik Gazetesi
  • Fotomaç Gazetesi
  • Güneş Gazetesi
  • Haber Türk Gazetesi
  • Hürriyet Gazetesi
  • Millî Gazete
  • Milliyet Gazetesi
  • Posta Gazetesi
  • Radikal Gazetesi
  • Sabah Gazetesi
  • Sözcü Gazetesi
  • Star Gazetesi
  • Takvim Gazetesi
  • Taraf Gazetesi
  • Türkiye Gazetesi
  • Vatan Gazetesi
  • Yeni Akit Gazetesi
  • Yeni Asta Gazetesi
  • Yeni Şafak Gazetesi
  • Zaman Gazetesi

Çöp, Katı Atık ve Geri Dönüşüm

Bu haber 715 kere okunmuş. 08/02/2020

Değerli dostlar, bu hafta “katı atık” veya “çöp” sorununa değinmek istiyorum. Günlük konuşma dilinde “çöp” olarak adlandırdığımız nesneler, bizim için artık kullanılmaz hale gelen ve işlevini yitirmiş olan her çeşit materyali kapsıyor. Çok geniş bir tanımlama alanı bu. Örneğin, sebze, meyve ve her türlü gıdanın işe yaramayan kısımları, artıkları bu kavramın içine giriyor. Öte yandan, kentsel toplu yaşam arttıkça, gıdanın cam, kağıt, plastik vb. ambalajlar içine daha fazla girmesinin bir sonucu olarak, bu tür ambalaj materyali de kullanılıp atıldıktan sonra çöp olarak tanımlanıyor. Evlerimizde kullanılmaz hale gelen her türlü eşyalar ve değerini yitiren maddeler de çöp kavramına dahil. Enerjisi tükenen pil, artık yanmaz olan florosans lamba, kırılmış olan ayna da çöp olarak tanımlananlar arasında. Bütün bu atıkları da, bir şekilde yaşam alanımızdan uzaklaştırmak gerekiyor. Zira çöpün insan sağlığı ve yaşamına olumsuz etkilerde bulunması söz konusu. Organik atıkların çürümesi ve diğerlerinin ise kirletici özellikleri bunu zorunlu kılıyor. O nedenle, kentsel yaşamda çöpü toplayan ve bertaraf eden kurumlar var. Önceleri yapılan işlem, çöpün cinsine, niteliğine bakmaksızın, karmakarışık bir şekilde bu kurumlar tarafından toplanıp, çöplük olarak belirlenen alanlara bırakılması olmuş. Bu alanlar, ayrım gözetmeyen karmaşası ve kirletici özellikleri nedeniyle “vahşi çöp depolama alanı” olarak adlandırılıyor. Artık giderek terk edilen, çağ dışı bir yöntem bu.

 

Çöplüklere yığılan, ancak insan ve çevre sağlığına zarar vermeden bertaraf edilmesi gereken bütün bu katı atıkların, aslında bir iktisadi değer taşıdığı da, diğer bir gerçek. Kentsel yaşamda, sadece insanların çöp diye attığı muhtelif ambalaj malzemelerini toplayarak ekmek parasını çıkartmaya çalışan vatandaşlar olduğunu hepimiz biliyoruz, görüyoruz. Birimizin kurtulmak istediği, diğerimizin ekmek parası oluyor. Aynı durum, belediye tarafında taşınıp vahşi çöp depolama alanlarına yığılan katı atıklarda da söz konusu. Oralarda, çöpten toplama işi biraz kurumlaşmış olarak karşımıza çıkıyor. Sosyal güvenceden yoksun işçiler, küçük ücretler karşılığında birileri adına ayrıştırma, toplama işi yapıyorlar çöplüklerde. Özetle çöpü paraya çevirmeye çalışan işadamları da var vahşi çöp depolama alanlarında. Bu durum, yani çöpün iktisadi değer taşıma özelliği hem yerel, hem de merkezi yönetimlerin dikkatini çekiyor haliyle. Unutmayalım ki, ülkemiz ikinci el, yani kullanılmış plastik ithal ederek, bunu yeniden hammadde olarak yoğun şekilde kullanıyor ve bu nedenle örneğin 2018 yılında yapılan bu “çöp” ithalatına tam 116.4 milyon dolar ödendi.  2019 yılı rakamının ise 130 milyon dolar olması bekleniyor. Dünyadaki tüm kaynaklar sınırlı ve hiçbir malzeme tek kullanımla atılacak kadar değersiz değil. O nedenle “geri dönüşüm” kavramı artık eskisine göre çok daha önemli. Çöp ve katı atık farkı, tam da bu noktada devreye giriyor.

 

Ancak çöpün bir başka özelliği de çok önemli. Çöpte sadece gıda ve ambalaj atıkları yok. Evsel katı atıklar kadar, endüstriyel katı atıklar da var. Karmaşık kentsel yaşam, insanlar kadar üretim birimlerini de bünyesinde barındırıyor. Örneğin sanayi sitesindeki tamirci nasıl kirlenmiş mazotu kanalizasyona döküp, sıvı atık arıtma tesisine yolluyorsa; camcı da kullanılması artık mümkün olmayan cam ve ayna gibi katı atıklarını çöplüğe yolluyor. Örneğin bir arıtma tesisinden çıkan “arıtma çamuru” da bir çeşit katı atık, üstelik çok tehlikeli materyaller ihtiva ediyor. Başka tehlikeli atıklar, tıbbi atıklar ve özel nitelikli atıklar da var. Okullardan da katı atık çıkıyor, hastanelerden de. Nitelikleri çok farklı, bunların aynı çöplüğe gitmemesi gerekiyor. Sanayi sitesinden de katı atık çıkıyor, park ve bahçe budamalarından da. O halde, bütün bunlardan oluşan devasa karmaşayı, vahşi çöp depolama alanlarında yığınlar halinde biriktirmek ve içinden iktisadi değer taşıyanları ayıklatıp, geri kalanın yanmasını seyretmek hiç de rasyonel bir yöntem değil. Evet, vahşi çöp depolama alanlarında sık sık yangın çıkıyor. Bu alanlardaki birikinti, çürüme nedeniyle yoğun metan gazı çıkışına neden oluyor. Bir izmarit yetiyor çöplüğün tutuşması için. Bazen zor kontrole alınıyor, bazen de içten içe yanıyor günlerce. Çevredeki vatandaşlar ise bu zehirli dumanları solumak zorunda kalıyor. İthal kullanılmış plastiğe avuç dolusu döviz ödeyen Türkiye, kendi çöplüklerimize her türlü kirleticiyle karışık bir şekilde atılan plastik malzemeyi yeniden kullanamadığı için paraya çeviremiyor, yanmasını seyrediyor sadece. Hatta bu yanma durumu, ülkemizde ilkel bir bertaraf yöntemi olarak ısrarla kullanılıyor uzun yıllardır.

 

İşte bu iki nedenle, yani katı atıkların geri dönüşümünden yararlanmak ve zararlarını da bertaraf etmek için, sonraki dönemlerde “düzenli depolama tesisleri” inşa edilmeye başlanmış. Balıkesir’de ve tüm ilçelerinde de, yukarıda özetlenen bütün bu eski yöntemler ve süreçler yaşandı yıllarca. Çeşitli modeller ve çözüm yolları da denendi. Bunların detayına girmeyeceğim. Şu anda uygulanan yöntem ise, “Sıfır Atık” modeli çerçevesinde, ilçe belediyeleri eliyle toplanan karışık çöp yığınlarının, çeşitli yerlerde inşa edilen Katı Atık Transfer İstasyonlarına nakledilmesi ve sonrasında TIR’lar vasıtasıyla Balıkesir merkezindeki modern çöp depolama tesisine taşınmasıdır. 2018 ve 2019 yıllarında bu “merkezi çözüm” modeline, bütün ilçeler kademeli olarak geçiş sağladılar. O nedenle, artık ilçelerdeki eski vahşi çöp depolama alanları kullanılmıyor. İlçelerin tüm çöpleri doğrudan merkeze taşınıyor. Orada ayrıştırılıyor, değerlendirme ve geri kazanım sağlanıyor, çeşitli bertaraf yöntemleri uygulanıyor. Bu da bir çözüm yöntemidir elbette. Ancak üç hususta tereddüt yaratıyor: 1-) Kaynağında ayrıştırılmadan toplanan ve karmaşık bir şekilde taşınan bu çöpler ne kadar tasnif edilebilir ve ne kadarı geri dönüşüme ayrılabilir? 2-) Sürekli ikamet eden 1.250.000 kişi ve yazın misafirlerle birlikte 5.000.000 kişinin yaşadığı bir büyük şehirde, taşıyarak tek merkezde katı atık değerlendirmesi ne kadar sürdürülebilir? 3-) Bu taşımalı yöntem sürdürülebilir görülüyor ise, eski vahşi çöp depolama alanlarının rehabilitasyonuna neden hala başlanmaz?

 

Bunlar içerisinde en önemlisinin “kaynağında ayrıştırma” olduğunu düşünüyorum. Sadece günümüzde denenen bu yeni modelin yürümesi için de değil, geleceğimiz için önemli bu. Vatandaşlar katı atıklarını evinde, okulunda, hastanesinde, kışlasında, camisi ve cem evinde, işyerinde, atölyesinde ve her yerde, özelliklerine göre ayrıştırmaya başlamadan, yani cam, plastik, kağıt, alüminyum vb.nin ayrı ayrı toplanmasına başlanmadan; katı atıkların içindeki bileşenlerin fiziksel, kimyasal ve biyokimyasal yöntemlerle başka ürünlere veya enerjiye çevrilmesinde başarı sağlamak da mümkün olamaz. Geri dönüşümün başarılması için, katı atıkların kaynağında ayrıştırılması çok temel bir sorundur. İşte, başka ülkelerin ayrıştırarak topladığı plastik şişeler için ödediğimiz döviz ortada.. Kaynağında ayrıştırma konusunda vatandaşın desteğini sağlamak ise bir eğitim ve planlama işi. Hem ceza yöntemleri, hem de maddi ve manevi özendiricileri gerektiriyor. Ayrıştırma yapandan daha az konut vergisi almak, indirim yapmak, atıksu parasını kaldırmak, ayrıştırma kumbaraları koymak, ayrıştırma otomatlarından nakit ödeme yapmak, depozito sistemi, sağlanan geri dönüşüm kazancının yatırım olarak iade edilmesi vb. gibi onlarca yöntem var. Fakat, kararlılık ve ısrar çok daha önemli. Bu tarzı, bir yaşam biçimi haline getirmek gerekiyor. Önceki başarısız denemelere takılmadan, tekrar denenmesi gerekiyor bu yöntemin.

 

Kaynağında ayrıştırma, taşıma külfetini de ortadan kaldıracaktır. Salkım saçak, suyunu pisliğini akıtarak çöp taşımak hiç de sağlıklı değil. Katı atıklar kaynağında ayrıştırılırsa, camı ayrı kamyonda, plastiği ayrı TIR’da taşımak da mümkün olacaktır depolama merkezlerine.. Peki ya organik katı atıklar? Sistemli bir işletme planı ile organik atıkların kompost ve gübre olarak kazanımını sağlamak da çok mümkündür. Çok da basittir. Köy, mahalle, site bazında bile hayata geçirilebilir. Kolay bir temel eğitim ve başlangıç desteği ile organik maddeler gübreye dönüşür, çöp olarak taşınma derdi de ortadan kalkar. Üstelik ayrıştırma yöntemiyle sağlanacak iktisadi kaynaklardaki artış, zamanla Balıkesir’de yeni modern çöp depolama ve değerlendirme tesisleri yapımına da harcanabilir. Ege ve Marmara kıyısındaki ilçelerimizin ortak kullanacakları iki adet modern katı atık tesisi daha kurulursa, Balıkesir gerçekten “sıfır atık” modeline geçişi sağlayabilir. Taşıma masrafları da minimuma iner.

 

Son olarak eski vahşi çöp depolama alanlarına ne olacağına da değinelim. Katı atıkların, çöplerin o alanlarda yığılmasının, pek çok zararı ve riski var. Burada biriken kirlilik yeraltı, içme ve kullanma sularını kirletiyor. İsteyen bu konuda Emin Kuyu’ya gidip Edremit Çayı’nın haline bakabilir. Çöp alanlarında metan gazı çıkışı devam ediyor. Artık yeni çöp dökülmediği halde, sürekli yanıyor bu alanlar. Dileyen Altınoluk, Akçay Dallas, Burhaniye, Havran çöplüklerine bakabilir. Halkalı çöplüğünde yaşananlar da unutulmamalı ayrıca. Yangınlar ve metan gazı çıkışı, hava kirliliği yaratıyor. Hem oksijeniyle ünlü dağlara sahip olup, hem de be havayı akıldışı bir şekilde kirletiyor olmak, utanılacak bir durum her şeyden önce. Kendi bölgemize ve dünyaya karbondioksit üretiyoruz boş yere. Görüntüsü de çok berbat. Tatil beldesi, yeryüzü cenneti olan bir bölgeye, bu görüntüler yakışmıyor. Her türlü haşerenin, kemirgenin üremesine uygun ortam hazırlıyor eski vahşi çöp depolama alanları. Üstelik oralardaki haşerelerin taşıyıcı olma özellikleri de var. Sadece farelerden söz etmiyorum. Uyuz da çok yaygın, isteyenler gidip Emin Kuyu’daki yüzlerce köpeğin haline bir bakabilir. Kısa vadeli de değil bu riskler, bazılarının sonucunu uzun vadede yaşayabiliriz. Dumanını soluyarak, oralardan geçen derenin suyuyla yetiştirilmiş sebzeleri yiyerek, salgın hastalıklarla uğraşarak vb.. Çöp dağları koca tepeler haline gelmiş durumda artık. Bir heyelan veya deprem sonrasında o çöp dağlarının, içinden geçen derelere yıkılması sonucu neler olabilir bir düşünsenize.. Özetle bu eski çöp depolama alanlarının rehabilitasyonu çok ama çok gerekli. Fakat bunun yöntemi, kamuoyunun son günlerde yoğun olarak konuştuğu şekilde, bu eski çöp alanlarındaki birikintileri, taşıyarak götürüp falanca madencinin çukurunu doldurmaya kalkmak olmamalıdır. Başka yöntem mi yok? Bilime kulak vermeyi bırakmamak gerekiyor.

 

Toplu yaşam ve kentler varsa, çöp de var kaçınılmaz olarak. Çöpü ayrıştırmanın, geri kazanmanın ve bertaraf etmenin de bilimsel yöntemleri var. Bu süreci iyi yönetmek de mümkün, geçmişin kötü birikiminden kurtulmak da. Yeter ki kamusal çıkarlar ortak paydamız olsun.

 

KUBİLAY S. ÖZTÜRK

 

YorumlarBu habere hiç yorum yapılmamış     'İLK YORUMU SEN YAP'

Adınız Soyadınız:

E-Postanız:

Yorumunuz:

8 + 8 = ?