Namaz Vakitleri
Görüntülenen Şehir:   Loading
Puan Durumu Loading
Gazeteler
  • Akşam Gazetesi
  • Bir Gün Gazetesi
  • Bugün Gazetesi
  • Cumhuriyet Gazetesi
  • Dünya Gazetesi
  • Fanatik Gazetesi
  • Fotomaç Gazetesi
  • Güneş Gazetesi
  • Haber Türk Gazetesi
  • Hürriyet Gazetesi
  • Millî Gazete
  • Milliyet Gazetesi
  • Posta Gazetesi
  • Radikal Gazetesi
  • Sabah Gazetesi
  • Sözcü Gazetesi
  • Star Gazetesi
  • Takvim Gazetesi
  • Taraf Gazetesi
  • Türkiye Gazetesi
  • Vatan Gazetesi
  • Yeni Akit Gazetesi
  • Yeni Asta Gazetesi
  • Yeni Şafak Gazetesi
  • Zaman Gazetesi

“Fay Yasası Çıkabilecek mi?”

Bu haber 711 kere okunmuş. 06/04/2021

Değerli dostlar, hepimizin ortak evi olan gezegenimizde, yer sarsılmaya başladığında acı bir şekilde hatırladığımız, bitince acil tedbirler talep ettiğimiz, ancak zaman geçip yaralar sarılınca tekrar unuttuğumuz bir doğal felaketle, yani depremle birlikte yaşamak durumundayız. Dünyanın yüzey kabuğunu oluşturan plakalar hareket halindeler ve bunların birbirlerini etkilemesinin sonucunda, kaçınılmaz olarak tektonik olaylar ve depremler oluşuyor. Milyonlarca yıldır bu gerçekle birlikte yaşıyoruz. Bu plakaların birbirine sürtünerek zıt yönlerde hareket etmeleri ise çok yıkıcı etkiler yaratıyor. Adına fay hattı (kırık) dediğimiz çeşitli uzunluklar boyunca hareket ediyor plakalar ve bu hattın üzerlerinde ya da çevresinde bulunan bütün yapılara büyük zararlar veriyor. Bu nedenle, ilk çağlardan bu yana fay hatları üzerinde imar faaliyetleri yapmak, bayındırlık yapıları veya konutlar inşa etmek, insanların en fazla kaçındığı bir durum olmuş.  Ancak tektonik hareketler, çok uzun zaman dilimlerinde tekrarlandığı için, inşa edilecek kentlerin yer seçiminde hata yapılırsa, bu durum ancak bir deprem felaketi yaşandıktan sonra fark edilebilmiş. Bu nedenle terk edilen, boşaltılan pek çok antik çağ kenti var Anadolu’nun her tarafında.

Bu tarihsel gerçeklerden gereken derslerin çıkartıldığını ve günümüzde, deprem olgusuyla birlikte yaşamak için imar faaliyetlerinde belirli kurallara uyulduğunu düşünürüz değil mi? Öyle ya, artık tespit edilmeyen, varlığı bilinmeyen, hangi boyutta bir tehdide sahip olacağı ölçülmeyen ana fay hattı kalmamıştır dünyada deriz. Sadece, daha küçük ve haliyle daha az etkisi olabilecek kırıkların belirlenmemiş olabileceğini varsayarız. Fakat dünyanın pek çok yerinde ve ne yazık ki ülkemizde, durum hiç de böyle değil. Fay hatlarının belirlenmiş olmasına rağmen, bu gerçeğe uygun davranılmadığını, hatalı kararlar neticesinde buralara kentler inşa edildiğini ve bu nedenle de günümüzde hala önemli kayıplar yaşandığını sık sık görüyoruz. Bunun acı sonuçlarını ülkemizde de yaşıyoruz. Canımızın yandığı, üzücü kayıplar yaşanan her felaketten sonra da, önlemlerden bahsediyoruz, bir dahaki depreme kadar yapılması gerekenlerle ilgili hedefler koyuyoruz. Ancak nedense, rasyonel olmayan bir şekilde, o hedefler hiç bir zaman gerçekleşmiyor.

Bilindiği üzere ülkemizde Batı Anadolu Fay Hattı, Doğu Anadolu Fay Hattı ve Kuzey Anadolu Fay Hattı olmak üzere üç ana deprem kuşağı bulunuyor. Ayrıca sayısı 485’i bulan küçük ve orta ölçekte faylarla da kaplı ülkemiz. Depremsellik konusunda ülkemizde yerin altı oldukça karmaşık bir yapıya sahip. İşte bu gerçeği iyi bilmek ve buna uygun yaşamak durumundayız. Peki, ne yapacağız? Öncelikle, ülkemizin deprem gerçeğine uygun bir kentleşmesi ve yapı stoku olup olmadığını bilimsel yöntemlerle tespit edeceğiz. Bilinen ana fay hatları ve aktif kırıklar üzerine inşa ettiğimiz kentlerde ise, çok ciddi bir değişim yaratmamız gerekecek. Bu tespit ve kararları ise birey tercihlerine bırakamayız. Çünkü kısa vadeli bireysel çıkarların toplumsal faydadan üstün tutulması tehlikesi var. O nedenle bu tür kararların, kamu adına alınması gerekecek. Zira, fay kırıkları sadece tehdit de içermiyorlar, aynı zamanda doğada pek çok güzellik yaratıyorlar Vadiler, boğazlar, hatta körfezler çoğu zaman tektonik hareketler sonucunda meydana geliyor, binlerce yılda şekilleniyor ve bu güzellikler de insanları kendisine çekiyor. Fay kırığı olduğunu bilmeden bu alanlara inşa edilen kentler, bayındırlık yapıları ise bir dahaki depremde ne yazık ki büyük hasarlar görüyor ve can kayıplarına da sebep oluyor. Yaşam alanımız Edremit Körfezi, milyonlarca yıl önce meydana gelen böyle bir kırılmanın eseridir. Bunu, bir yanda Dikili Boğazı’ndaki büyük kırıkta, diğer tarafta Baba Burnu’ndaki yırtılmada görüyoruz. Halen, Çanakkale yönünde devlet karayolu olarak kullanmakta olduğumuz ulaşım hattının Altınoluk çıkışında, yolun iki yanındaki kot farkı da 1944’te yaşanan 6,8 şiddetindeki Edremit Fayı kırılmasının bir sonucudur. Peki “fay hattı orada mı kalıyor?” derseniz, elbette ki hayır. Edremit kent merkezine kadar devam ediyor ve devam ediyor elbette. Yaşamımızı, kentleşme ile ilgili tercihlerimizi, bayındırlık yapılarıyla ilgili inşa kararlarımızı ve elbette konutlarımızın yerleşimini, işte bu gerçeklere göre düzenlememiz gerekiyor. Bu gerçekleri ihmal edersek, bedelini de çok pahalıya öderiz. Fay hatlarının üstüne ve bilimsel olarak saptanmış mesafelerde her iki yanına, imar faaliyetlerini tümüyle durdurmamız gerekiyor. Yenisine izin vermememiz gerekiyor. Peki, var olanlara ne yapacağız? Elbette bunları da, belirli bir plan çerçevesinde taşımamız veya dönüştürmemiz gerekiyor.

Aslında bu konular için çeşitli yasalarda bazı kurallar geliştirilmiş durumda ve pek çok da yönetmelikler mevcut. Ancak bütün bunlara rağmen, ülkemizde yine depremler oluyor ve yine çok büyük maddi hasarlar ile can kayıpları yaşıyoruz. O nedenle, bütün bu hususları çok kapsamlı bir şekilde düzenleyecek ve radikal tedbirler getirilmesini sağlayacak bir yasal düzenlemeye ihtiyaç duyuluyor. Zira fark edeceğiniz üzere, bu konuda ne yapılacağını dile getirmek kolay ama bunu uygulamak çok zor. Örneğin, mevcut imar planlarının üzerine aktif fay hatlarının işlenmesini istiyoruz. Oysa kentsel rant, çok uzun yıllardır ülkemizdeki en büyük kazançları sağlamakta. Böyle bir düzenleme yapmak, beraberinde çok önemli değişimler getirecek. En pahalı arazi veya konut söz konusu olsa bile, kim fay hattının tam üzerinde veya yakınında oturmak ister ki? Fakat bu belirlemeden sonra, bazı binaları yıkmak, taşımak, veya  yeniden inşa etmek sadece maliyet ve zaman gerektirmiyor. Aynı zamanda ticari, yönetsel ve siyasi pek çok dengenin de çatışmasını gerektiriyor. Hem deprem nedeniyle zorunlu bu iş ama hem de çok zor kararlar söz konusu. Bir anda birilerinin çok zengin olması veya birilerinin de kayba uğraması söz konusu olabilir, adil veya eşit olmayan uygulamalar gündeme gelebilir. Dolayısıyla bu konuyu, üzerinde çok ciddi olarak çalışılmış, tartışılmış ve uzlaşılmış bir yasayla halletmek gerekiyor.

Böyle bir yasa hazırlığı da var zaten. Bildiğiniz üzere  kamuoyuna “Fay Hattı Yasası” olarak yansıyan ve ana hatları TBMM’nde temsil edilen tüm siyasi partiler tarafından kabul edilen bir hazırlık bu. Hatırlarsanız, Elazığ depreminin ardından başlatılan yasa çalışması, İzmir depreminden sonra iyice hızlandırılmıştı. Şehirlerden geçen aktif fay hatlarının belirlenmesi ve bu alanlara ‘imar izni verilmemesi’ amacı taşıdığı ifade ediliyordu. Mevcut 5 yasa ile Balıkesir’in de içinde olduğu toplam 18 şehrimizi çok yakından ilgilendiren bu yasa çalışmasının, 2021 yılının başlarında tamamlanması planlanıyordu. Sık sık “geldi, geliyor” denildi ama halen Meclis gündemine inemedi bu yasa. Peki neyi bekliyoruz acaba? Yeni bir felaketi mi? Ancak o zaman mı geç kalındığını anlayabilecek siyasetçiler? Lütfen biraz çaba bu konuda.

KUBİLAY S. ÖZTÜRK

YorumlarBu habere hiç yorum yapılmamış     'İLK YORUMU SEN YAP'

Adınız Soyadınız:

E-Postanız:

Yorumunuz:

5 + 4 = ?