Namaz Vakitleri
Görüntülenen Şehir:   Loading
Puan Durumu Loading
Gazeteler
  • Akşam Gazetesi
  • Bir Gün Gazetesi
  • Bugün Gazetesi
  • Cumhuriyet Gazetesi
  • Dünya Gazetesi
  • Fanatik Gazetesi
  • Fotomaç Gazetesi
  • Güneş Gazetesi
  • Haber Türk Gazetesi
  • Hürriyet Gazetesi
  • Millî Gazete
  • Milliyet Gazetesi
  • Posta Gazetesi
  • Radikal Gazetesi
  • Sabah Gazetesi
  • Sözcü Gazetesi
  • Star Gazetesi
  • Takvim Gazetesi
  • Taraf Gazetesi
  • Türkiye Gazetesi
  • Vatan Gazetesi
  • Yeni Akit Gazetesi
  • Yeni Asta Gazetesi
  • Yeni Şafak Gazetesi
  • Zaman Gazetesi

Yer altı Suları - 2

Bu haber 741 kere okunmuş. 27/10/2020

Değerli dostlar, geçen hafta başladığımız yer altı suları konusundaki sohbetimize kaldığımız yerden devam ediyorum.

Toprağın altında çok uzun yıllar içine oluşan doğal su rezervlerimizi çok dikkatli korumamız gerektiğini ifade etmiştim. Fakat yer üstü kaynaklar çeşitli nedenlerle yetersiz kalınca, hemen yer altına el atıldığını da görüyor ve biliyoruz artık. Ülkemizde yeraltı sularının çoğu tarımsal sulama amacıyla kullanıyor. Talep artışını karşılamak için kullanılan yöntem ise, daha fazla yeraltı suyunu işletmeye açmak oluyor. 2011’den bu yana kullanım sürekli artıyor. Ancak işletme rezervlerinin artması, Türkiye’nin yeraltı suyu kapasitesinin artması anlamına da gelmiyor. Aksine, mevcut kapasitenin, daha büyük miktarlarda kullanılması anlamına geliyor. Üstelik küresel iklim değişikliğinin tüm etkilerinin hızla yaşandığı bir dönemde oluyor bunlar. Oysa bir yeraltı suyu kaynağının sürdürülebilir şekilde kullanılması için, kaynağın beslenme kapasitesine bakmak gerekiyor. Eğer kaynağın yıllık tüketim miktarı, beslenim miktarını aşarsa, bu kaynak bir süre sonra yok olma noktasına gelecektir. DSİ verilerine göre, beslenim miktarı işletme rezervine denk gelen ve bu nedenle sürdürülebilir kullanımı risk altında olan havzalar da var artık ülkemizde.

Kendi yaşam alanımız Kazdağları, henüz böyle riskli bir havza değil. Fakat bölgemizdeki yer üstü sularını kirlenmeye karşı korumayı beceremediğimiz ortada. Dere ve çaylarımızı, akarsularımızı fena halde kirletiyoruz. Yer altı sularımıza da koruma mantığıyla yaklaştığımızı söylemek oldukça zor. Yaz aylarında suyun “battığı”, kış yağışlarıyla tekrar “akar” hale gelen tüm derelerimizin yataklarına şu günlerde bir göz atın isterseniz. Hepsi katı atıklarla dolmuş vaziyette değil mi? Üstelik “şehirleşme” mantığımız da, doğal su kaynaklarımızla uyumlu değil. İnşaat ruhsatlarının verilme hızıyla, suyla ilgili alt yapı yatırımları arasında koordinasyon ve uyum yok. Su yetersizliğinin etkisini en fazla Altınoluk yaşadı bu sene. Zira bazı bölümlerine verilen su, kuyulardan yani yer altı sularından çekiliyordu. Önceden çok kireçli ve bazen kumlu olmasından şikayet edilen bu kuyuların sularıyla ilgili olarak, son günlerde bir de “tuzluluk” şikayetleri yoğunlaştı. Vatandaş şöyle diyor “..Dışardan şu pompalanıyormuş. Menşeini bilmiyorum. Kuyu açılmış diyorlar. Köye bazen hiç çıkmamış yazın.. Şimdi belki de deniz suyu karıştırılıyor. Önceden, evet kötü idi, berbat hatta. Bırakın çaya koymayı, duş almak bile zordu. Şimdi de tuz tadı alınca çekindim iyice. Ne karıştı acaba dedim. Gerçekten bir bilinmezlik var. Şeffaflık yok maalesef”. Haklı mı vatandaş böyle düşünmeye? Haklı elbette. Bilgi eksikliği var tabii. Fakat, kurumların da “halkla ilişkiler” konusunda çok ciddi eksikliği var.

Dostlar, hiç kimse ve elbette BASKİ yetkilileri de, su şebekesine deniz suyu falan basmıyorlar. Aksine, deniz basıyor bu kuyuları.. Peki nasıl oluyor? Bu durumu biraz açalım isterseniz. Geçen hafta açıklamıştım, yağışlar sonucunda yer altı suları “akifer” diye adlandırılan yer altı boşluklarında birikiyor. Akiferden su temini için açılan DSİ belgeli kuyulardan çekilen sular ise, dağdan getirilen ve depolarda biriken sulara takviye olarak kullanılıyor. Fakat bu sene, çok yoğun bir kuraklık yaşandı bölgemizde. 93 gün sonra toprağa düşen ilk damlalar yeri ıslatmadı bile. 105. günde nihayet yağmura kavuştuk ama bu yağışlar da bitkiler tarafından çekildi ve toprağın ancak ilk 30-40 cm kadarlık bölümünü doyurdu. Toprağı bile doyuramayan yağışlar, yer altı su kaynaklarına hiç destek olamadı henüz. Oysa vatandaşların su tüketimi hiç azalmadı, aynen devam ediyor. Bu nedenle akiferde boşalmalar oluyor ve tatlı su kütlesinin basıncı azalınca, bağlantı kanallarından deniz suyu bu boşluklara doluyor. Çünkü devasa deniz suyu kütlesinin basıncı daha yüksek. İşte bu nedenle, tuzlu su önce akifere, sonra kuyulara, oradan da şebekeye karıştı ve bir süre musluklardan aktı. Durum bu. BASKİ bu kuyuları hemen devreden çıkardı elbette. Fakat bunların yerine yeni bir kaynak bulunması ve takviyenin buradan yapılması zaman alacağı için, Altınoluk’da su sorunu bir süre daha devam edecek. Önlem olarak BASKİ, Doyran tarafında bir su deposu inşasına başladı bile. Dağdan getirilecek su, bu depodan Altınoluk’a verilecek. Yetkililer kısa süre sonra yine yüksek kotta bir başka depo inşasına daha başlanacağını ifade ediyorlar.

Peki bu depoların tamamlanması yeterli olacak mı? Sanırım, vatandaşın şikayetleri “şimdilik” bitecek. Fakat bir süre sonra tekrar başlayacak kaçınılmaz olarak. Bunun nedenleri de belli aslında. Kazdağlarında yaz yağışları kuraklığa çözüm olmuyor. Esas önemli olan kış yağışları. Yani kar yağacak, yığılacak, uzun süre yer üstünde kalacak, yavaş yavaş eridikçe toprağı ve akarsuları doyurduğu gibi, yer altı rezervlerini de dolduracak ki, tekrar sorun yaşanmasın. Oysa önümüzdeki yıllarda pek olası değil bu durum. Diğer yandan, Kazdağlarında yapılan tıraşlama orman kesimleri de sona ermek zorunda. Yağış, bitkiler ve toprak tarafından emilmeden, hızla akarsulara karışıp denize koşmamalı. Kentsel alanda su tasarrufu ve yağmur hasadı, tarımsal alanda ise damlama sulama sistemleri etkin kılınmalı. Yoksa, yer üstü sularını kirleterek veya boşa akıtarak, su ihtiyacını bunlardan karşılanamaz hale getirip; sonra da hemen yer altı su rezervlerini pompalarla basıp aşırı derecede tüketmeye koşarsak, hepimize ait bu yaşamsal yedekler hızla tükenecektir.

Bunu önlemenin yasal temeli var. 16.12.1960 tarihli ve 3331 numaralı “Yer altı Suları Hakkında Kanun”, 2012 tarihli “Yeraltı Sularının Kirlenmeye ve Bozulmaya Karşı Korunması Yönetmeği”, 2013 tarihli “Yeraltı Suları Ölçüm Sistemleri Yönetmeliği” bunun için yeterli zemini oluşturuyor. İş, sadece bunları layıkıyla uygulamaya kalıyor. Yer altı su rezervlerimizi korumamız gerçekten çok önemli. Yoksa Altınoluk’ta yaşanan su temini ve kalitesi sorunları, tüm kıyı bölgelerimizde de yaşanabilir ilerde. Yüksek kesimler susuzluk yaşarken, alçak kottaki kıyı kesimleri ise su kalitesinden asla memnun olamaz bu gidişle. Ayrıca, klasik baraj imalinin çözüm olmayacağı da ortada. Çünkü bu tür barajlar hem bölgede nemlenme yaratarak hava kalitesini bozacak; hem de suyu yukarı kotta tutup engellediği için aşağı kottaki tüm akiferler boşalacak ve zamanla buraları da deniz suyu basacak. Belgeli kuyular ve artezyenler artık sadece tuzlu su çekecekler o vakit.

Durum böyle dostlar. Başımıza geldikçe öğrenmek veya anı kurtarmak için çözüm üretmek değil de, bilime ve akla dayanan uzun dönemli planlamalar yapmak gerekiyor. İhtiyaçlar, temin kaynakları ve imkanlar belirlenmeden ne tarım, ne de kentleşme doğru şekilde yapılabilir. Fay hatlarının durumu dikkate alınmadan baraj imalinden söz etmek de hiç rasyonel değildir. Bu konuları bilimin ışığında ve reel duruma göre değerlendirirsek, huzurlu bir gelecek kurabilmemiz de mümkün olacaktır. İşte tam da bu nedenle, konuya biraz kamuoyu ilgisi ve baskısı da gerekmiyor mu sizce?

 

KUBİLAY S. ÖZTÜRK

YorumlarBu habere hiç yorum yapılmamış     'İLK YORUMU SEN YAP'

Adınız Soyadınız:

E-Postanız:

Yorumunuz:

6 + 10 = ?