Namaz Vakitleri
Görüntülenen Şehir:   Loading
Puan Durumu Loading
Gazeteler
  • Akşam Gazetesi
  • Bir Gün Gazetesi
  • Bugün Gazetesi
  • Cumhuriyet Gazetesi
  • Dünya Gazetesi
  • Fanatik Gazetesi
  • Fotomaç Gazetesi
  • Güneş Gazetesi
  • Haber Türk Gazetesi
  • Hürriyet Gazetesi
  • Millî Gazete
  • Milliyet Gazetesi
  • Posta Gazetesi
  • Radikal Gazetesi
  • Sabah Gazetesi
  • Sözcü Gazetesi
  • Star Gazetesi
  • Takvim Gazetesi
  • Taraf Gazetesi
  • Türkiye Gazetesi
  • Vatan Gazetesi
  • Yeni Akit Gazetesi
  • Yeni Asta Gazetesi
  • Yeni Şafak Gazetesi
  • Zaman Gazetesi

Kırık Kalpler Müzesi

Bu haber 1434 kere okunmuş. 20/02/2020

Kırık Kalpler Müzesi / Sizin Kalbiniz Ne Kadar Kırık?

 

Merhabalar,

 

Kırık Kalpler Müzesi’nin (Museum of Broken Relationships) kitap çevirisi.

 

Kitaptaki birbirinden ilginç gelen hikâyeler hakikaten etkileyici. Hatta aralarında öyleleri vardı ki, bir sonraki hikâyeye geçmeden önce ufak bir mola vermek zorunda hissettim kendimi. Hüzünlendiğim de oldu, gülüp geçtiğim de. Ama 203 adet eşyanın hikâyesini çevirmeyi bitirdiğimde, bağışlayan kişilerin hepsiyle dertleşmiş, hayatlarına değip geçmiş gibi hissettim kendimi.

 

İnsan bir düşünmeden, kendi hayatını şöyle bir değerlendirmeden edemiyor. Müze sahipleri her ne kadar bu kelimeyi kullanmaktan kaçınsalar da kitapta açıkladıkları gibi, kişilerin manevi değeri olan eşyalarını ve başlarından geçen hadiseyi bu kadar samimi bir dille paylaşmaları onlar için bir tür terapi olabilir. Aynı durum müzeyi gezenler için de geçerli olabilir. Dünyanın dört bir tarafındaki tanımadığınız insanların da aynı sizinki gibi olaylar yaşadığını görmek ya da “beterin de beteri varmış” dedirten anıları okumak öyle sanıyorum ki her duyarlı insanı kendi geçmişinde kısa bir yolculuğa çıkmaya sevk eder.

 

Ancak herkesin ağrı eşiği nasıl farklılık gösteriyorsa, yaşanan acılara dayanma ve üstesinden gelme gücü de aynı şekilde kişiden kişiye değişiyor. Bazıları en ufak dalgada alabora olan bir sandal, bazıları da okyanusun dev dalgalarıyla boğuşan ve sonunda limana ulaşmayı başaran bir gemi gibi. Başlangıçta bu tamamen kişinin doğasıyla alakalı bir durum olsa da yaşanan acıların bizi büyütmesiyle, olgunlaştırmasıyla birlikte sahip olduğumuz dayanma gücü ve sabır gösterebilme yetisi her olayla biraz daha kuvvetlenir. Ancak bazıları için bunun tam tersi olur. Doğuştan hassas bir yapıya sahip olanlar başlarına gelen felaketi kaldıramayıp ruhsal çöküntüye uğrayabilir. Aslına bakılırsa “son derece kuvvetli” diye nitelendirdiğimiz pek çok kişi de birdenbire bu noktaya gelebilir çünkü en nihayetinde her insanın bir dayanma sınırı var.

 

Kitapta sözü geçen anılar elbette ki sadece başına gelenleri kaldıramamış, dolayısıyla müzeye eşya bağışlayarak geçmişiyle vedalaşma yolunu seçmiş kişilere ait değil. Aralarında eski aşklarına nispet yapan, hadlerini bildiren, öfkesini kusan, yaşadıklarıyla alay edercesine esprili bir dille kaleme alan kişiler de var. Bunları okumak hakikaten keyifli oluyor, güldürürken düşündürüyor. İnsan, “Acaba benim de böyle bir imkânım olsa, neyi bağışlardım ve hikâyesini nasıl anlatırdım,” diye düşünmeden edemiyor tabii. Aynı benim gibi.

 

Herkesin geçmişi kendine göre acı-tatlı anılarla dolu ve inanın bana, felaket olarak gördüğünüz pek çok olayın daha kötüsünü yaşamış olanlar da var. Hani deriz ya, “Ohooo, anlatsam roman olur,” diye, siz bir de başkalarınınkini dinleseniz… İşte müzenin amacı da tam olarak bu. Empati kurabilmek. Kendinizi hiç başkasının acısını dinledikten sonra tuhaf, rahatsız edici bir rahatlama duygusu içinde buldunuz mu? Hayır, bunun için sakın kendinizi suçlamayın. Bu, empati kurabildiğinizi ve o olay sizin başınıza gelmediği için şükrettiğinizi gösterir. Müzeyi ziyaret edenlerin içinde de işte buna benzer bir duygu oluyor. Böylece eşyasını bağışlayıp hikâyesini anlatan da, okuyup onun derdini paylaşan da rahatlıyor.

 

Şimdi diyebilirsiniz ki bu çok saçma, ne gerek var böyle şeylere, atarsın gider, unutursun biter… Haklısınız. Aslında benim de hep yaptığım bu oldu. Her şeyin üzerine kalın bir kırmızı çizgi çekmek.

 

Peki, ya yapamayanlar? İçlerinden bir türlü atamayanlar? Unutamayanlar? Yaşadıklarının başkalarına da ders olmasını isteyenler? Yüreklerindeki bu ağır yük yüzünden geleceği göremeyenler? Bu, onlar için bir çare olabilir, diye düşünüyorum.

 

SİBEL ATAM

YAZAR VE ÇEVİRMEN

YorumlarBu habere hiç yorum yapılmamış     'İLK YORUMU SEN YAP'

Adınız Soyadınız:

E-Postanız:

Yorumunuz:

2 + 3 = ?