Namaz Vakitleri
Görüntülenen Şehir:   Loading
Puan Durumu Loading
Gazeteler
  • Akşam Gazetesi
  • Bir Gün Gazetesi
  • Bugün Gazetesi
  • Cumhuriyet Gazetesi
  • Dünya Gazetesi
  • Fanatik Gazetesi
  • Fotomaç Gazetesi
  • Güneş Gazetesi
  • Haber Türk Gazetesi
  • Hürriyet Gazetesi
  • Millî Gazete
  • Milliyet Gazetesi
  • Posta Gazetesi
  • Radikal Gazetesi
  • Sabah Gazetesi
  • Sözcü Gazetesi
  • Star Gazetesi
  • Takvim Gazetesi
  • Taraf Gazetesi
  • Türkiye Gazetesi
  • Vatan Gazetesi
  • Yeni Akit Gazetesi
  • Yeni Asta Gazetesi
  • Yeni Şafak Gazetesi
  • Zaman Gazetesi

Dünya Çevre Günü

Bu haber 63 kere okunmuş. 08/06/2021

Değerli dostlar, 5 Haziran’da gezegenimizin bütün ülkelerinde Dünya Çevre Günü kutlamaları yapıldı yine. Fakat ne yazık ki, önceki yıllarda olduğu gibi bu sene de, kutlamalardan ziyade kaygılar ve dertler dile getirildi. Zira, tüm ülkelerde yönetenler dünya için “bir şeyler” yapmaktan söz ediyorlar yıllardır ama somut adımlar bir türlü atılamıyor. Bütün ülkelerin üzerinde anlaştıkları bir program da uygulanamıyor. Bu özel günde, siyasetçilerin, kurum ve kuruluşların, şirketlerin açıklamaları, “çevrenin” ne kadar önemli ve kendilerinin de bu konuda ne kadar duyarlı olduğunu vurgulayan çeşitli demeçlerle sınırlı kalıyor. Yılın 365 gününde, 1 günü çevre konusuna ayırıp, kalan 364 günde harekete geçmemek ise, haliyle kalıcı hiçbir çözüm yaratamıyor.

5 Haziran neyi ifade ediyor? Çevre sorunları için daha 1972 yılında, Birleşmiş Milletler’in çağrısıyla İsveç’te “İnsan ve Çevresi Stockholm Konferansı” düzenlendi ve 113 ülke bir araya geldi. Temel konularda, ülke bazında değil de ancak küresel anlamda prensipler belirlenmesi suretiyle çözüm bulunabileceği noktasında fikir birliğine vardılar. Bu ülkeleri bir araya getiren, o tarihlerde yaşanan bir felaket veya doğa olayının yarattığı duyarlılık değil, geleceği birlikte şekillendirme isteğiydi. Türkiye’nin de içinde bulunduğu ülkeler, kalkınma konusunda doğal kaynakların ölçüsüzce talan edilmesi yerine, “sürdürülebilir kalkınma” anlayışı gerektiği prensibinde anlaştılar. Elbette ki aralarında “zengin - fakir”, “gelişmiş - azgelişmiş” gibi nesnel farklılıklar vardı ve konuya aynı açıdan bakabilmeleri de çok zordu. Ancak önlem alınmaması halinde, yakın bir gelecekte çok önemli çevre sorunları yaşanabileceği noktasında buluşmayı başardılar. Konferansın sonucunda, UNEP (Birleşmiş Milletler Çevre Programı) kuruldu; Stockholm Bildirgesi olarak bilinen, uluslararası bir bildiri yayınlanarak bütün insanlar ve hükümetler çevrenin korunması ve geliştirilmesi için ortak hareket etmeye çağrıldı. Ayrıca 5 Haziran tarihinin ‘Dünya Çevre Günü’ olması da oybirliğiyle kabul edildi. O günden bu yana, çevre sorunlarına kamuoyunun dikkatini çekmek, halkın katılımını geliştirmek ve politik ilgiyi arttırmak üzere dünya genelinde 5 Haziran günü çeşitli etkinlikler yapılmaya devam ediliyor.

Fakat aradan geçen 49 yılda, bir yandan tüm dünyada ülkeler ve bireyler açısından çevre duyarlılığı kısmen arttı ama diğer yandan da doğa tahribatı ve çevre sorunları ise devasa boyutlara ulaştı. Bu anlamdaki değişimi, her yıl belirlenmekte olan Dünya Çevre Günü ana temalarından da izlemek mümkün. Örneğin 1973’de ‘Sadece Bir Dünya Var”, 1977’de ‘Ozon Tabakası’, 1984’de ‘Çölleşme’, 1989’da ‘Küresel Isınma’, 1991’de ‘İklim Değişikliği’, 2007’de ‘Eriyen Buz’, 2018’de ‘Plastik Kirliliği ile Mücadele’ temaları öne çıkarken, nihayetinde 2021’in teması ise ‘Ekosistem Restorasyonu” oldu. Bu ifade, artık kaygının itirafı oldu. Yıllar boyunca, çevre yıkımının başlaması ve hızlanması vurgulandıktan sonra şimdi artık “yıktık, tamir zorunlu” noktasına gelinmiş bulunuyor. Üstelik günümüzde, yine insan açgözlülüğünün bir başka yansıması olarak ortaya çıkan ve kısa sürede küresel tehdit haline gelen bir virüs nedeniyle, dünyamızın sorunları daha da karmaşık hale geldi. Covid19 pandemisi, kendisini dünyanın tek muktediri sanan insan türünün uygulamakta olduğu üretim, tüketim ve zenginlik biriktirme sisteminin, tüm eksiklerini ve zaaflarını da ortaya koyarak, aslında ne kadar kırılgan bir zeminde yaşadığımızı sergiledi. Milyonlarca yılda oluşan muazzam doğal denge, insan türünün 12 bin yıllık müdahaleleriyle artık tümüyle bozuldu. Bunun etkileri, her alanda hesaplanamayacak kadar büyük oluyor. Her bozulma da, bir diğerini tetikleyerek gezegenimizi tümüyle etkiliyor. Demek ki, bir şeyleri yanlış yapıyoruz ve hem kendi geleceğimizi ve hem de bu gezegeni paylaştığımız diğer canlıların geleceğini riske atıyoruz. İnsan türü, nihayetinde bu virüsü de yenerek, gelecekteki yolculuğuna devam edecektir elbette. Ancak, artık hem yeni pandemiler olmamalı, hem de daha önemlisi dünyayı tehdit eden boyuttaki küresel ısınma ve iklim değişikliği sorununa çok  acil olarak çözüm bulunmalıdır.

5 Haziran’da, işte bu nedenlerle kaygı hakimdi. Dünyadaki gelişmeler bu olumsuz yöndeyken, gelecekle ilgili olarak tasalanmamak mümkün mü? Nitekim 2019’dan itibaren, özellikle gençler tüm dünyada “geleceğimizi istiyoruz” diyerek sokakları doldurmaya, siyasetçilerin çevre için gerçek önlemler almasını istemeye başladılar. Bu kitlesel protestolar, pandemi nedeniyle şu sıralar bir durgunluk dönemine girmiş bulunuyor ama pandeminin gerilemesiyle birlikte, geleceklerini isteyen gençlerin tekrar sokak protestolarına dönmeleri bekleniyor. Çünkü her ülkede çocuklar ve gençler, öncelikli sorun olan Covid19’un savuşturulmasından sonra, arka planda beklemekte olan çok daha büyük bir belanın, küresel iklim probleminin ele alınması zorunluluğunu görüyorlar.

Peki dünyadaki ülkeler, Stockholm’den bu yana beklemekle mi yetindiler, başka hiç bir şey yapmadılar mı? Elbette ki yaptılar. Sonraki yıllarda çevrenin korunmasında tüm ülkelerin işbirliği, ortak bir çevre politikası ve çevre hukukunun oluşturulması gibi çalışmalar BM Çevre Programı (UNEP) aracılığıyla yürütüldü. 1992’de Brezilya'nın Rio de Janeiro kentinde Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) imzalandı. Bununla, iklim değişikliği sorununa karşı küresel tepkinin temelinin oluşturulması amaçlandı. 1994'te yürürlüğe giren ve 194 ülkenin taraf olduğu bu sözleşmenin temel amacı, sera gazı emisyonlarını azaltmak, araştırmalar ve teknoloji üzerinde iş birliği yapmak ve sera gazını emerek yok eden ormanlar, okyanuslar ve göllerin korumasını teşvik etmekti. O tarihten bu yana, her yıl BMİDÇS Taraflar Konferansı (COP) başlığıyla çeşitli ülkelerde toplantılar düzenleniyor. Kyoto Protokolü, 1997’de bu kapsamda Japonya'da düzenlenen 3. Konferans’ta imzalandı. Bu kez iklim değişikliğine yol açan sera gazı emisyonlarının azaltılmasına yönelik yükümlülükler ve uygulanabilecek stratejiler daha ayrıntılı olarak belirtildi. Protokol, 2005'te yürürlüğe girdi ama ABD, Çin ve Hindistan gibi ülkelerin imzası bulunmadığı için başarılı olamadı. Kyoto Protokolü’nde belirlenen sera gazı azaltma yükümlülük süresi, bu kez 2012 yılında Katar'da yapılan 18. Konferans’ta 2020'ye kadar uzatıldı. Yine başarılı olunamadı. Bunun üzerine, Aralık 2015'te toplanan 21. Konferans’ta Paris İklim Anlaşması kabul edildi. Bunca başarısız girişimden sonra, ilk kez çok sayıda bağlayıcı kurallar içeren, 2020 sonrası iklim değişikliği rejiminin çerçevesini oluşturan ve 190'dan fazla ülkenin imzasını taşıyan bu anlaşma, gezegenimiz için bir çıkış fırsatı olabilecek niteliktedir. Anlaşmanın ana hedefi, küresel ortalama sıcaklık artış limitinin 21. yüzyılın sonuna kadar 1,5 ile 2 derece arasında sınırlandırılmasıdır. Yüzyılın ikinci yarısında net sıfır emisyona ulaşılmasına dair hedefleri de içeren taahhütler, Paris Anlaşması'nı kabul eden tüm ülkelerce tanındı.

Fakat, bütün bunlar yeterli olamadı. Türkiye de dahil bazı ülkelerde hala yürürlüğe giremedi bu anlaşma, zira parlamento onayları gerçekleşmedi. Bazı ülkeler ise imzaladılar ama uygulamaya koymuyorlar. Özetle, dünyamızda ortak bir irade hala oluşamadı. Çok fazla yol alınamadı. Bunda özellikle, ABD ile Çin arasında devam eden küresel liderlik yarışının etkisi var. Dünya ülkelerinin çoğu, küresel iklim değişikliğinden çıkış yolunda ortak davranılmasından yana irade koyarlarken, bu işbirliğinin hayata geçirilmesini engelleyen bazı anlaşmazlıklar ve fırsatçılık eğilimleri, geleceğimizi karartmaya devam ediyor. Ülkeler arası yarış ve rekabet, ortak geleceğimizi riske atıyor. Bunların aşılması gerekiyor artık. Bir dahaki Dünya Çevre Günü’ne kadar, bu kararlılığa ulaşılmasını ve somut gelişmeler olmasını diliyorum.

KUBİLAY S. ÖZTÜRK

YorumlarBu habere hiç yorum yapılmamış     'İLK YORUMU SEN YAP'

Adınız Soyadınız:

E-Postanız:

Yorumunuz:

6 + 6 = ?